Translate

Tuesday, May 12, 2015

Prof. Atilla Yayla'nın Cevabı



“Din Özgürlüğü: İbadet Özgürlüğü Bağlamında Şapel ve Mescit”  başlıklı yazım : (http://amerikadanmektup.blogspot.com/2015/04/din-ozgurlugu-ibadet-ozgurlugu.html) ve yazıma (atıf olmadığı halde)  Prof. Atilla Yayla’nın “Din özgürlüğü üzerine birkaç not” başlıklı cevabı. (http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/atillayayla/din-ozgurlugu-uzerine-birkac-not-2010724)

Friday, May 8, 2015

Seçim Yarışı

Seçim yarışı hiç şüphesiz ki adil değil. Cumhurbaşkanı açıkça devletin imkanlarıyla düzenlenen açılışları ve toplantıları miting haline getiriyor. Aynı şekilde başbakan da mitinglere devletin imkanları ile katılıyor. Ayrıca hazinenin siyasi partilere verdiği maddi desteğin yarısını iktidar partisi tek başına alıyorken, muhalefet partileri kalan miktarı paylaşıyor. Bu destek 2014 yılında 3 kat artırıldı. Buna göre 531 milyon liranın 300 milyon lirasını iktidar partisi alıyor, kalan miktar diğer partilerce paylaşılıyor. Bir siyasi siyasi partinin seçim yardımı alması için son seçimlerde ülke genelindeki geçerli oyların en az %3’ünü alması gerekiyor.

Devletin bir şekilde vatandaşlarının bir bölümü ile seçim mücadelesine girmesi demokratik ölçülere uygun değil. Devleti ‘kutsal’ veya ‘baba’ olarak gören bir toplumun; ‘kutsal’a veya ‘baba’ya karşı bir zihniyet geliştirmesi için gerekli  olan düşünce özgürlüğü; basın özgürlüğü; hukukun bağımsızlığı gibi kurumlar da örselendiğine göre aslında sonucu belli bir seçime doğru ilerliyoruz.

Cumhurbaşkanının burada önemli bir rolü var. Kutuplaşma siyaseti üreten ve bu siyaset üzerinden beslenen Cumhurbaşkanı yine aynı yöntemi uygulayarak iktidar partisinin çoğunluk partisi olarak yoluna devam etmesini istiyor. Bu durumda  muhalefet partilerinin mutlaka Erdoğan’ı hedef olarak almaması gerekir. Aksi halde aynı siyasi tezgahın malzemesi olmaları kaçınılmaz olur.






Tuesday, May 5, 2015

21. Yüzyılın Becerileri


21. yüzyılda başarılı olmaları için çocuklarınızın geliştirmelerinde  onlara yardımcı olmanız gereken gereken beceriler şunlar:

  •       Eleştirel düşünme, problem çözme, gerekçelendirme, yorumlama, bilgiyi sentezleme.

  •      Araştırma becerileri ve uygulamaları, çapraz sorgulama yapma.

  •       Yaratıcılık, güzel sanatlarla uğraşma, meraklılık, hayal kurma, inovasyon, kendini açıklama.

  •       Azim, kendini yönlendirme, planlama, kendini disiplin etme, kendini koşullara uydurabilme, girişkenlik.

  •       Sözlü ve yazılı iletişim kurabilme, topluluk karşısında konuşma ve sunum yapma, dinleme.

  •       Liderlik, takım çalışması yapma, işbirliği yapma, ortak çalışma, sanal ortamda iş alanları oluşturma.

  •       Bilgi ve iletişim araçları okur yazarlığı, medya ve internet okuryazarlığı, görsel yorumlama, very yorumlama ve analiz etme, bilgisayar programlama.

  •       Medeni, ahlaki okur yazarlık ve sosyal adalet okur yazarlığı.

  •       Ekonomik ve finansal okur yazarlık, girişimcilik.

  •       Küresel farkındalık, çok kültürlülük ve hümaniteryanizm.

  •       Bilimsel okur yazarlık ve gerekçelendirme, bilimsel yöntem kullanma.

  •          Çevre ve doğal kaynakları koruma okur yazarlığı, eko sistemleri anlama.

  •       Dengeli beslenme, diyet ve spor yapma  da dahil olmak üzere sağlık ve sağlıklı yaşam okur yazarlığı; kamu sağlığı ve güvenliği.



http://edglossary.org/21st-century-skills/'ten.






SIFFİN VE SİİRT: Dini Sembollerin Kullanılması




Din özgürlüğü Anayasa’nın 24 maddesinde Din ve Vicdan Hürriyeti başlığı altında düzenlemiş temel bir insan hakkıdır. Buna göre  Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.’ Yani anayasa kimseye inanacaksın veya şu ya da bu dine inancaksın diye baskı yapılmayacağını garanti altına alıyor. Aynı maddenin  beşinci fıkrası ‘Kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.’ da diyor. Böylece bir kişi veya grubun veya bir  siyasi partinin  kutsal şeyleri istismar edemeyeceğini açıkça belirtiyor.

Önce istismar sözü üzerinde durmak istiyorum. İstismar Arapça’dan dilimize gelen bir ödünç kelime. Kökü  meyve vermek, meyvesi olmak anlamındaki semere fiili.  Semere fiilinin diğer anlamları, faydalanmak, çıkar sağlamak, negative anlamda kullanmak, yararlanmak, etkili olarak kullanmak, çıkar sağlamak için yatırım yapmaktır.(Dilimizdeki istemek fiilinin de bu kök ile ilgisi olması muhtemel).  Bu fiilin 10. şekli olan istismar sözcüğü,  (negatif manada) kullanma, araçsallaştırarak  yararlanma, fayda sağlama anlamındadır. Yukarıdaki anayasaya maddesinde anayasa kurucusu istismar sözü yanında ‘ve kötüye kullanamaz’ ifadesini de kullanıyor. Bu durumda ilk olarak kullanılan istismar sözü bu maddede kötüye kullanmak değil fayda sağlama anlamındadır. Yani madde fayda sağlamak için ve kötü bir amaç için kullanmayı birlikte düzenlemiştir.

Gelelim, anayasa maddesindeki ‘din veya din duyguları’ ifadelerine. Bu ifadeler soyut kavramların somutlaşmış şeklidir. O halde bunun somut karşılığının ne olduğunun değerlendirilmesi gerekir. Duyguların kullanılıp kullanılmadığını bilemeyiz ama bu duygulara nasıl seslenildiğini değerlendirebiliriz. Bunun yöntemi dini sembolleri kullanmaktır. Mesela karşınızdaki topluma bir şeyi kabul ettirmek istiyorsunuz ve çoğunluğu Hıristiyan bir grupla karşı karşıyasınız; bir haç ile onların karşısına çıkıyorsunuz. Veya Budist bir gruba seslenirken Budist rahip kıyafeti giyiyorsunuz. Böylece sizinle aynı şeye inanıyorum; sizden biriyim mesajı veriyorsunuz. Karşınızdaki sizin samimi olduğunuza inandığı anda kullandığınız araç  (haç, kıyafet) toplumsal kurallara göre meşrulaşır,  ancak halen anayasaya göre bir ihlaldir.

Dini sembollerin araç olarak kullanılması radikalleşmeyi artırır. Dini sembollerin özellikle savaş alanında kullanılmasına İslam tarihinde ilk kez Sıffin savaşında rastlıyoruz. Mızrakların ucuna Kuran’ı Kerim takarak ilerleyen  Emeviler ki bunlar Muaviye’yi temsil ediyordu; Hz. Ali’yi durdurmayı ve hakem aracılığı ile çözümün sağlanmasını  başardılar. Ardından Hz. Ali’nin grubundakilerin bir kısmı ayrılarak bugünkü Selefilerin öncüleri olan Hariciler grubunu oluşturdu. Bu radikalleşmeyi, Sıffin savaşında dini sembollerin kullanılması başlatmıştır.

Dini sembollerin siyasi alanda sembol olarak kullanılmasını Cumhurbaşkanının 4 Mayıs 2015'te Siirt meydanında kaldırdığı Kürtçe Kuran ile bir kez daha gördük.  Bunu nasıl yorumlamamız gerekir?  Öncelikle Kuran bir dini semboldir ve siyasi bir kimlik olan cumhurbaşkanının elinde araçsallaşmıştır. Meşru bir aracın meşru bir ortamda kullanılması onun meşruiyetini sınırsız desteklemez.  Bu durumun doğrucağı sonuç kelimenin kendisinden mülhem olacağı üzere negatiftir.


Dini sembollerin yüzde 2-3'lük dilimdeki bir siyasi parti tarafından kulanılması ile çoğunluğu elinde tutan  ve aynı zamanda devleti yöneten bir parti veya onun temsilcileri tarafından kullanılmasının sonuçları muhakkak aynı değildir. Biri azınlıktaki bir grubun toplumsal-dinsel bir aracı kullanarak yönetime katılma çabası; diğeri bu araçların toplum üzerindeki gücünün farkında olan çoğunluğun yukarıdan aşağıya doğru uyguladığı bir dayatmadır.

Monday, May 4, 2015

Cumhurbaşkanlığı Kanunu



Halihazırda malesef böyle bir kanuna sahip değiliz. Cumhurbaşkanlığı anayasal bir kurum ve cumhurbaşkanı anayasadan aldığı görev ve yetkileri kullanıyor. Ancak, 2015 seçimlerinden sonra muhtemel bir cumhurbaşkanlığı kanununa ihtiyaç kaçınılmaz olabilir. Eğer bir parti başkanlık sistemine geçmek için meclis yeter sayısına ulaşır veya birkaç parti buna karar verirse sistem başkanlık sitemine dönüşür.

Aksi durumda bir takım kişilerin iddia ettiği gibi Türkiye’de bir yönetim krizi çıkmaması için ve sistemin iyi işlemesi için Cumhurbaşkanlığ Kanununa ihtiyaç artık bir zorunluluk olacak.


Seçimlere giderken parlamenter sisteme devam etmek isteyen siyasi partilerin topluma sunacağı çözüm Cumhurbaşkanlığı Kanunu olmalı. Böyle bir kanun ile cumhurbaşkanının başbakan ile ihtilafa düşmemesi veya düştüğü durumda izlenecek yol net olarak ortaya konulabilir. Anayasadaki ‘Cumhurbaşkanı devletin başıdır.’ ifadesi yasa ile somutlaştırılabilir.  Seçmenler üzerinde uygulanan propaganda araçlarından biri yani ürkütücü gelecek tekniği ters tepmiş olur. Seçmenlerin en azından bir kısmı rahatlar.

Bu tezim yani anayasal bir kurumu yasa ile düzenlemek bazı siyaset bilimcileri rahatsız edebilir. Öyle olsa da, seçimini yasa ile düzenleğimiz bir kurumun başkanının görev ve sorumluluklarını da anayasa ve yasalar  ile düzenlemenin bence sakıncası yok. Hatta böyle bir yöntemle anayasanın boşluklarından yararlanmak isteyen muhtemel cumhurbaşkanları için denetim mekanizmasının yolu açılmış olur.

1. Anayasanın 101 maddesinin sonuna eklenecek ' Cumhurbaşkanının tarafsızlığı yasa ile düzenlenir.' ifadesi yasamayı yürütme önünde güçlü duruma getirir. Buna göre cumhurbaşkanı hangi hallerde taraflı sayılır, zamanın değişen koşulları içinde yeniden yorumlanabilir. 

2. Cumhurbaşkanın sorumluluk ve sorumsuzluk durumunu düzenleyen maddenin de denetiminin yasamaya verilmesi ve hangi hallerden dolayı cumhurbaşkanının sorumlu olacağının somutlaştırılması gerekir. Buna göre 'Cumhurbaşkanının taraflı sayılacağı durumlar yasa ile düzenlenir. Yasanın ihlal edildiği durumları anayasa mahkemesi denetler.' ifadesi yasamaya dini sembollerin kullanılmasından, seçim dönemlerinde açılış ve toplantılar düzenlemeye kadar pek çok alanı düzenlemek için imkan tanır.

3. Cumhurbaşkanı yasalar ve anayasaya aykırı söz ve eylemlerinden dolayı TBMM'ye karşı sorumlu olmalı, buna göre yasama üyelerinin beşte üçünün oyları ile görevine son verilebilmelidir.

4. 104. maddedeki 'Gerekli gördüğünde bakanlık kuruluna başkanlık etmek veya bakanlar kurulunu başkanlığı altında toplantıya çağırmak' ifadesine göre hangi hallerin 'gerekli görülebileceğini' yasa ile düzenlenebilir. Böylece başbakan, cumhurbaşkanı önünde yasama organı eli ile güçlü tutulabilir.



4 Mayıs 2015