Translate

Tuesday, November 12, 2013

Düşmanlar Dost, Vatandaşların Yarısı Düşman Mı Oldu ?




Bizim Yunan düşmanlarımız vardı, İsrail düşmanımızdı. İranlı Mollalar, Türkiye’de dindarlar  laik rejimimizin düşmanıydı. Kürtler milli birliğimizin düşmanıydılar. Şimdi bu düşmanlar dost oldu. Ne güzel düşmansız bir hayatta barış içinde yaşamayı, dünyada cenneti hayal ediyorken…..

Başbakanın bugünkü grup toplantısında kullandığı düşman ifadesi beni meraklandırdı. Başbakan aynen şöyle söylüyor “Her bir arkadaşımın, ‘düşmanı sevindirmeyecek' şekilde davranacağından eminim." Yanlış mı okuyorum diye iki kez okudum. Radikal’de okuyordum, bir de Zaman’dan bakayım, dedim. Oradada aynı ifadeyi gördüm. Başbakanın bu günkü grup konuşmasının metnine ulaşmak için AKP’nin internet sayfasına gittim, başaramadım. Radikal belki tekzip eder diye bekledim, etmedi. Hürriyet’e baktım, aynı ifade ile karşılaştım “düşman”.

Bir ülke başbakanı kendisine oy vermeyenleri veya onları temsil edenleri nasıl düşman ilan ediyor ? Siyasette rekabet tabii ki asıl unsur fakat bunu düşman söylemiyle götürmek gerekmiyor. Amerika’da iki parti ile yürütülen sistemde kıyasıya rekabet var. Amerikan siyasetinde iki taraf liderinin karşıyı düşman olmakla suçladığı, aşağıladığı, hedef gösterdiği bir siyasi söylem görmüyorum.

İslam’da cihad yani düşmanla savaş anlayışı İslam’a sonradan eklemlendi. Kendi inandığına inanmayanlara karşı savaş cihad sayılırken kavram daraltıldı Müslümanlar arasında da devlet bütünlüğünü sağlamak ve korumak (yönetici elitlerin statüsünü korumak) amaçlı cihad yani Müslüman’ın Müslüman’a karşı cihadı belli bir dönem meşrulaştırıldı. Tarihten yola çıkarak şunu söyleyebiliriz : Dış düşman bulamayınca içe dönüp birbirimizi yemenin bir manası yok. Siyaset geniş alan. Her konuda polemik yapabilirsiniz fakat söylemlerinizi insanları düşman ilan etmek üzerinden yapmayınız.

AKP, Amerika ile ekonomik temelli işbirliğinde yeni bir aşamaya geçti. Bunu İsrail ile işbirliği takip edecek. Dışarıda İsrail, ABD’nin ekonomik  emperyalizmi; içeride laik asker ve elitlere muhalefetten beslenen AKP politikasının yeni kaynaklara ihtiyacı var. Bu yüzden yeni düşmanlar üretiliyor.

Dışarıda düşman bulmayınca içeride düşman aramak Türk siyasi kültürüne uzak değil. AKP aynı yoldan ilerliyor. Başbakan, laikliğe düşman dindar vatandaşların (!) yerine AKP’ye düşman sekülerler (!) kavramını ikame ediyor.

Düşman yok, sizden farklı olanlar var. Siyasette, farklı düşünen, farklı yaşayan, farklı inanan veya inamayanlara saygı duymayı bilmek gerekiyor.

İnsanları düşman olarak algılayan liderleri tarih kitaplarında faşist liderler olarak okuduk.



Monday, November 4, 2013

GELDİĞİMİZ NOKTA: ATATÜRK’TEN BABATÜRK’E SİYASİ KÜLTÜRÜMÜZ



Aile içinde “baba”ların eşlerine ve çocuklarına karşı kullandıkları otoriteyi bir siyasi liderin kullanmasına patriarşi (patriarchy) denir. Patriarşinin kelime anlamı tam olarak "babanın yönetimi"dir ve siyasi lider ile yönetim kadrolarının erkek egemen ve kontrolcü olduğu sistemlerin genel adıdır. Patriarşi kaynaklı paternalizm de aynı anlamda bir siyasi terimdir;  devlet eliyle yürütülen paternalizm (devlet paternalizmi) bireylerin özgürlüklerini onların iyiliği (!) adına kısıtlar.

Her kültürde ortaya çıkabilen patriarşi maalesef şimdi bizim siyasi kültürümüzde yeniden göründü.

Bir ailede otoriteryen baba kendi inanç sistemini, yaşam tarzını çocuklarına ve eşine dayattığında o ailede isyanlar ve huzursuzluklar başlar. Devlette de yönetenler kendi yaşam tarzlarını ve inanç sistemlerini dayattıklarınada bu durum toplumda özellikle genç kesimleri tetikler.

Ekonomik kaynakları elinde tutan baba, aile içinde kendi otoriterliğini haklı görür ve bir süre sonra kendi sunduğu rahat hayat koşullarına (!) isyan eden çocuklarını veya bazı durumlarda eşlerini anlamak istemezler. Empati yeteneği olmayan bu tür insanlar aile içinde büyük krizlere yol açarlar.

Burnunun ötesini göremeyen devletin görevini sadece bireylerin ekonomik refahını sağlayan bir araç, kendi görevlerini de devlet mekanizması içinde insanları özellikle gençleri kendi değerlerine göre biçimlendirme olarak görenler toplumda sürekli gerilime sebep olurlar.

Bugün Atatürk’e toplumu yukarıdan aşağı Batı standartlarında dizayn etmeye çalıştı diye karşı çıkanlar, kendileri  de toplumu yukarıdan aşağı İslami standartlara göre dizayn etme hakkını kendilerinde görüyorlar.

Devlet yöneticilerinin basını tekel altına almaya ve bireylerin özel yaşam alanlarını kontrol etmeye hiçbir toplumda hakkı yoktur. Bu totalitarizmin bir görüntüsüdür

NOT: Seçim şarkısı aramaya gerek yok. Şu şarkı yeter: “Ben sizin babanızım ben ne dersem o olur.”



Sunday, November 3, 2013

SİYASETTE KADIN : SAYISAL KATILIM, KOTA VE BAŞÖRTÜLÜ VEKİLLER



Temsilde esas olan, toplumun yarısını temsil eden kadınların halkın tercihi oranında
yönetim makamlarında olmaları ve bu tercihin en azından %50 olmasıdır.

Erkeklerin aile içinde, toplum önünde ve tabii ki gelenekte ellerinde tuttukları  -silah kullanmalarından ve savaş kazanmalarından dolayı siyasi alana devşirdikleri- siyasi gücün  kendi tekellerinde kalması erkeklerin her toplumda siyasete egemen olmaları na yol açtı ve kadınların siyasete katılımlarını geciktirdi.

Müslüman ülkelerde kadınlar bu yarışa katılımda hala çok gerideler.


Parlementolardaki sandalye sayısına göre Müslüna olmayan ülkelerde kadınların temsili:

İsveç
47.3
Belçika
40.8
Kanada
37.9
Hollanda
36
İspanya
34
İtalya
29
Almanya
27.5
ABD
20
Japonya
16.1



Müslüman ülkelerde kadınların parlamentolardaki sandalye oranı:


Malezya
29.4
Afganistan
27.5
Umman
18.1
Pakistan
16.3
Türkiye
14.3
Moritanya
14.3
Özbekistan
15
Cezayir
7
Fas
2.2
Yemen
1.8


“
Kadın Kotası Nedir?

Kadınların siyasete sayısal olarak (nicel) katılımlarını destekleyen  ve  siyasi alanda cinsiyetler arası temsil dengesinin kurulmasını hedefleyen  kota uygulaması 3 şekilde görülebilir:

·      Anayasa ve yasalarla kadınların hükumetteki temsilini düzenleme : Bu uygulamada seçilmiş kadınların yönetim kadrolarında aktif görev almasını hedeflenir.

·      Aday sayısı kotası: Anayasa ve yasalarla seçim listelerinde yer alacak kadın aday sayısı belirlenir.

·      Siyasi partilerde kota uygulaması: Siyasi partilerde faaliyet gösterecek ve yönetime katılacak kadın sayısı iç tüzüklerle belirlenir.

Kota düzenlemeleri, kadınların yönetime %30 veya %40 oranında katılmalarını esas alır (Yukarıda söylediğim gibi ideali en az %50 olmasıdır.).



Türkiye’de  Durum:

Türkiye’de kadınların siyasi partilerde yeterince temsil bulmadığı oldukça açık.  TBMM’deki 550 milletvkili sandalyesininn ancak 79’unda kadın milletvekili yer alıyor.

Siyasi Parti
Kadın Vekil Sayısı (2013)
AKP
46
CHP
19
BDP
8
MHP
3
Bağımsız
3
TOPLAM
79


Hükumetteki tek kadın bakanın görev ve sorumluluk alanının “aile ve sosyal politikalar”la sınırlı olması kadınların sayısal olarak yeterince temsil edilmediğini bir kez daha gösteriyor.


TBMM’de bayan milletvekillerinin temsil yetkilerini başörtülü olarak kullanmaları ile Türkiye yeni bir siyasi döneme giriyor. Dindar başörtülü kadınlar, muhafazakar erkekler için türban taşıyıcısı oy deposu semboller değil; siyasette zorlayıcı rakipler olacaklar mı göreceğiz?