Translate

Sunday, November 3, 2013

SİYASETTE KADIN : SAYISAL KATILIM, KOTA VE BAŞÖRTÜLÜ VEKİLLER



Temsilde esas olan, toplumun yarısını temsil eden kadınların halkın tercihi oranında
yönetim makamlarında olmaları ve bu tercihin en azından %50 olmasıdır.

Erkeklerin aile içinde, toplum önünde ve tabii ki gelenekte ellerinde tuttukları  -silah kullanmalarından ve savaş kazanmalarından dolayı siyasi alana devşirdikleri- siyasi gücün  kendi tekellerinde kalması erkeklerin her toplumda siyasete egemen olmaları na yol açtı ve kadınların siyasete katılımlarını geciktirdi.

Müslüman ülkelerde kadınlar bu yarışa katılımda hala çok gerideler.


Parlementolardaki sandalye sayısına göre Müslüna olmayan ülkelerde kadınların temsili:

İsveç
47.3
Belçika
40.8
Kanada
37.9
Hollanda
36
İspanya
34
İtalya
29
Almanya
27.5
ABD
20
Japonya
16.1



Müslüman ülkelerde kadınların parlamentolardaki sandalye oranı:


Malezya
29.4
Afganistan
27.5
Umman
18.1
Pakistan
16.3
Türkiye
14.3
Moritanya
14.3
Özbekistan
15
Cezayir
7
Fas
2.2
Yemen
1.8


“
Kadın Kotası Nedir?

Kadınların siyasete sayısal olarak (nicel) katılımlarını destekleyen  ve  siyasi alanda cinsiyetler arası temsil dengesinin kurulmasını hedefleyen  kota uygulaması 3 şekilde görülebilir:

·      Anayasa ve yasalarla kadınların hükumetteki temsilini düzenleme : Bu uygulamada seçilmiş kadınların yönetim kadrolarında aktif görev almasını hedeflenir.

·      Aday sayısı kotası: Anayasa ve yasalarla seçim listelerinde yer alacak kadın aday sayısı belirlenir.

·      Siyasi partilerde kota uygulaması: Siyasi partilerde faaliyet gösterecek ve yönetime katılacak kadın sayısı iç tüzüklerle belirlenir.

Kota düzenlemeleri, kadınların yönetime %30 veya %40 oranında katılmalarını esas alır (Yukarıda söylediğim gibi ideali en az %50 olmasıdır.).



Türkiye’de  Durum:

Türkiye’de kadınların siyasi partilerde yeterince temsil bulmadığı oldukça açık.  TBMM’deki 550 milletvkili sandalyesininn ancak 79’unda kadın milletvekili yer alıyor.

Siyasi Parti
Kadın Vekil Sayısı (2013)
AKP
46
CHP
19
BDP
8
MHP
3
Bağımsız
3
TOPLAM
79


Hükumetteki tek kadın bakanın görev ve sorumluluk alanının “aile ve sosyal politikalar”la sınırlı olması kadınların sayısal olarak yeterince temsil edilmediğini bir kez daha gösteriyor.


TBMM’de bayan milletvekillerinin temsil yetkilerini başörtülü olarak kullanmaları ile Türkiye yeni bir siyasi döneme giriyor. Dindar başörtülü kadınlar, muhafazakar erkekler için türban taşıyıcısı oy deposu semboller değil; siyasette zorlayıcı rakipler olacaklar mı göreceğiz?

Sunday, October 20, 2013

Wisconsin Üniversitesinin Değerleri II



Wisconsin Fikri (Wisconsin Idea) olarak geliştirilmiş siyasi bir fikir. ABD’nin Kanada sınırın yakın bu küçük eyaletinde ortaya atılmış. Hedefi devlet üniversitelerinin devlete (eyalete) katkı sağlamasını Özal’ın değimi ile katma değer vermesini hedefleyen bir düşünce.

Eyalete memur, kamu politikaları üretmede danışmanlık; teknik konularda bilgi ve tecrübe sağlama ve üniversitede yapılan araştırmalarla eyalet için önemli olan problemlerin çözümünde işbirliğini -daha doğrusu üniversitenin yüzde yüz katkısını- hedef alan kuruluş felsefesi.

Wisconsin Fikri, Eyaletin siyasi konularda ABD genelinde model ve öncü olduğu bir döneme damgasını vurmuş. Wisconsin Fikrini benimseyenler eyaleti demokrasinin küçük bir laboratuvarı olarak görmüşler ve burada üretilen politikalar ülkeye yayılmış.

Mesela  ABD genelinde halen geçerli sosyal güvenlik kanunun yazan Edwin E. Witte bu üniversiteden.  Oğlu John Witte geçen yıl emekli oldu. Bu hafta evinde akşam yemeğinde bulunacağım. Ayrıca ABD’nin ilk lezbiyen milletvekili de Wisconsin’den çıkmış.

Wisconsin Fikri üniversitenin web sayfasında da yerini alıyor. Hocalar tarafından, üniversitede yapılan tüm araştırmaların problem çözme hedefli olmasına, hayat  ve sağlık kalitesini artırmayı amaçlamasına, çevre ve tarım konusunda duyarlı olmasına dikkat ediliyor.

Wisconsin Üniversitesi, vergi reformlarından işçi haklarına, üniversitenin yan hizmetler vermesine kadar pek çok alanda da ABD’nin ilk politika üreten eyaletine akıl hocalığı yapmış.



Wisconsin Fikri 1903-1918 yılları arasında rektörlük yapan Charles Van Hise ‘a ait. Van Hise bu fikri 1904’te ifade etmiş ve o gün bugündür üniversitenin felsefesini oluşturuyor. Bugün kampüsün 18 katlı nefis manzaralı en yüksek binası onun adını taşıyor. Ben de o binanın 12. katında ofisimin olması onurunu...

Sunday, October 13, 2013

Amerikada Yaşam: New Orleans : DNA’sında Müzik Olan Şehir


Ortadoğu Çalışmaları Derneğinin yıllık toplantısı 9-13 Ekim’de New Orleans’ta yapıldı. Bu vesile ile New Orleans’ı görmüş oldum. Aslında görmekten öte bu sefer fırsat yaratıp şehri iyice gezdim.

Başlığı rast gele atmadım. Hakikaten bu şehirde müzik nefes gibi içinize işliyor. Müzikten kastım: Caz. Caz, New Orleans’ta doğmuş.  Cazın büyük ustası  Louis Armstrong da.

Şehir,  şimdiye kadar gördüğüm Amerikan şehirlerinden çok farklı.  Önce coğrafyasını anlatayım:  New Orleans, Meksika körfezinde bir liman şehri.  Dünyanın üçüncü ve ABD’nin en büyük nehri Mississippi burada okyanusla buluşuyor. Dolayısıyla dünyanın her yerinden gemiler ticaret için yüzyıllardır buraya geliyor. 



New Orleans adını Fransa’daki  Orleans şehrinden almış. Fransız etkisi halen çok hissediliyor. Şehrin en ünlü alış veriş, eğlence ve yemek merkezi halen Fransız  mahallesi olarak adlandırılıyor. Burada eski Fransız mimarisi aynen korunmuş.



New Orleanslıların İngilizcelerinde de  de Fransız etkisi var.  İspanyolca ve Portekizce’nin de etkisi ile burada melez bir dil oluşmuş.

Dillerin yanı sıra Fransız, Afrika ve Latin Amerika kültürleri burada buluşmuş ve birbiri içinde eriyip yeni bir kültür oluşturmuş. 

Şehrin bir mahallesinin adı Cezayir, başka bir mahallesinin adı Arabiya. Arap ve Cezayirli tüccarların etkisi mi, yoksa yıllardır Fransızlar mı bu adları verdi bilemiyorum. Fakat şunu söyleyebilirim: Burada kültürler evrilmiş, bütünleşmiş bir halde yaşıyor.

Dilden, sofraya  ve yaşam tarzına Amerikan kültüründen farklı olan bu kültüre
Ve bu kültürü taşıyan Fransız ve İspanyol kökenli insanlara Creole (Kreyole) deniyor.

Caz

New Orleans’ta müzik her yerde kulağınızda, karşınızda.  Evinden sabah çıkan şarkı söylemeye başlıyor. Bir kahve içmek için gittiğiniz kafeye hemen müzisyenler geliyor ve caz çalmaya başlıyorlar. Nehrin kenarında otursanız biri size yaklaşıyor ve harika şarkılar söylüyor. Bahşiş vermek kaçınılmaz. Sokaklar, kapıları açık barlar, lokantalarda cazın harika şarkıları  neredeyse yirmi dört çalınıyor, söyleniyor.


Yemekler

Benyesi ve Fransiz kahvesi Cafe Ole burada cok meşhur. Tarihi kilise yakınında Cafe du Monde’de aynı anda –abartmıyorum- yüzlerce kişi beignet (benye)  yiyor. Benye kızartılmış tatlı hamur ve üzerine pudra şekeri ile servis ediliyor. Bizim Karadeniz’de bişi dediğimiz yağda kızartılmış hamurun aynısı.


Etouffee (etüf),  mısır unu ile yapılıyor. İçine deniz ürünleri koyuyorlar. Sos çok özel olduğu için oldukça lezzetli ve doyurucu bir yemek. Sabah kahvaltısından akşam yemeğine her öğünde yeniyor.


Gumbo (gambo) deniz ürünleri ile yapılan bir pirinç çorbası.

Kasırgalar

Okyanus kenarında olduğundan şehri çok kasırga vuruyormuş. New Orleanslıların hatıralarındaki en büyük kasırga, 2005’teki Katrina Kasırgası. Herkes hala ondan söz ediyor. Şehri selden korumak için Mississippi nehri kenarına setler yapmışlar. Fırtınanın yıktığı evleri de yaklaşık bir metrelik ayaklar üzerine inşa etmişler.


Son söz:


ABD herkesin nereden baktığına bağlı olarak özgürlüklerin yaşandığı bir ülke. Dindarlık açısından bakarsanız şehirdeki devasa katedrallerin halen faaliyette olduklarını görebilirsiniz. Fakat diğer yanda alkol tüketimi, kılık kıyafet serbestliği, değişik yaşam tarzları da alabildiğine var.