Translate

Monday, May 20, 2013

Suriye- Amerika İlişkileri




Suriye, ABD’ye karşı olan düşmanlık politikasında 1990 sonrası değişikliğe giderek ABD ile yakınlaşmaya -hatta sadece ABD ile de denilemez Türkiye ile– başladı. Suriye’nin  Birinci Körfez Savaşında ABD ile birlikte Saddam’a karşı tavır alması, 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra ABD gizli servisi ile İslamcı örgütler konusunda  istihbarat bilgilerini paylaşması bu yakınlaşmanın somut delilleridir.   1998 yılında APO’nun Suriye’den çıkarılması  bu işbirliğinin bir sonucudur.

Bush’un bu işbirliğini asla itiraf etmeyip Suriye’yi karşı tarafta, “Şer Odakları” arasında, olmakla (İran- Rusya ile  birlikte ) daima suçlayarak Esad rejimi devirmek için mücadele etmesine rağmen Esad ayakta kalmayı başardı. ABD dış politikasının Suriye’yi suçladığı bir başka konu ise  Hamas ve Hizbullah’a verdiği destek oldu.

Suriye’nin Hamas’a desteği 80’lerde başladı. Yaser Arafat’ın ılımlı siyasetini eleştiren Hafız Esad yönetiminin aşırı solu  desteklemesi Filistin’de Suriye sempatisini azalttı. Sağın yükselişi ile birlikte Beşar Esad, Hamas lideri Meşal’in Suriye’de ofis açmasını kabullendi. Ancak Arap Baharı’nın Suriye’ye sıçraması ile birlikte Meşal, 2001 yılında taşındığı Suriye’den 2012 yılında ayrıldı.

Arap Baharı’nın Suriye’ye sıçraması da hayli ilginç oldu. Dışardan desteklendiği gün gibi açık olan isyan Lübnan ve Ürdün sınıra yakın yerleşim yerlerinde başladı. Esad sert tedbirler aldı ancak gizli olarak Suriye’ye sokulan cep telefonları aracılığı ile hem Suriye içinde iletişim ağı kuruldu hem de uluslararası kamuoyunun dikkati Suriye’ye çekildi.

 İlişkiler ne zaman bozuldu?

2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgali ilişkileri yine gerdi ve gizli servisler arasındaki işbirliği 2005’te sona erdi.  Aynı yıl Bush Esad’ın gitmesi gerektiğini dillendirmeye başladı.


2008 yılında ABD helikopterleri el Kaide militanlarını takip bahanesi ile Sukeriye’de 8 Suriyeli sivili öldürdü.

2008’de ABD başkanı seçilen Obama, hemen 2009 yılında Esad ile görüşme kanallarını yeniden açtı. 2005’te  Hariri  cinayetinden sonra geri çekilen büyükelçi yerine 2010 yılında yaptırımlar halen devam ettiği halde yeni bir büyükelçisini  isyandan iki ay önce Suriye’ye gönderdi.

ABD, Suriye’ye karşı uluslarası yaptırımlarda aktif rolünü devam ettirdi ve  2011 yılında büyükelçisini geri çekti. Böylece Suriye konusunda aktif rol almayacağını ortaya koydu. Dış politiasında Bush’un başlattığı söylem de değişmedi.

Neden ABD taraf almıyor?

Çünkü Esad yönetimi gitiğinde yeni gelecek gruplar ABD taraftarı olmayacaklar. Irak işgali ile birlikte ABD’ye karşı büyük bir karşıtlık oluşmuş durumda. Golan tepelerinin Suriye’ye geri verilmesi konusunda ABD’nin adım atmayacağını biliyorlar.  Ayrıca Filistin konusunda İsrail’e verilen destek için de ABD suçlanıyor.  Bu durumda kendi içindeki muhalefet dahi Esad yönetimini Batı’ya tercih ediyor. Sivilleri öldürüp hesabını vermeyen Batıyı kendi diktatörüne tercih etmiyor.


Suriye krizini Esad mı idare ediyor?




2005 yılında Refik Hariri suikastı ile suçlanan  Suriye (Beşar Esad yönetimi) Lüban’daki askeri birliklerini geri çekerek adının bu işe resmen karışmasını engelledi.

Reyhanlı patlamalarında (11 Mayıs 2013) da olayın arkasında olmadığını dünya kamuoyuna bildirdi. AKP hükümeti yaşanaların basın tarafından yayınlanmasını engelleyerek bir yandan kendisinin yurt içindeki durumunu seçmenine karşı zor duruma sokmayıp, bir yandan da muhalefetin elini kolunu bağlarken öte yanda istemeyerek Esad’ ı e Suriye yönetimi de korumuş oldu. Dünya kamuoyu faciayı net bir şekilde öğrenemedi.

Reyhanlı patlamalarından hemen sonra düşen Türk F16’sı konusunda, düşürülen uçağın arkasında bulunanlar ile ilgili olarak Türk istihbaratının elindeki bilgilerin birinci elden Obama ile paylaşılması ve onun ikna edilmesi için  Erdoğan- Obama görüşmesinde MİT müsteşarı bizzat dahil edildi (16 Mayıs 2013).

Halihazırda ikinci Cenevre sürecini başlatılması ve Türkiye’nin Rusya ile  görüşmesi gündeme geldi. Başbakan Erdoğan, Suriye konusunda Beşar Esad’ın tek başına bir aktör olmadığının farkında ve bu meseleyi “büyük ağabeyler” ile çözmeye gidiyor.

Hayalet Devlet: Suriye!




Suriye siyaseti tutanı yakacak bir ateş topu. Bu ateş topunu elinde çubuklarla idare etmeye kalkışan devletler…. Öyleki tam ellerindeki çubukla ateşi iterken ya maşaları birden kızıyor veya bir başkası ellerindeki ateş topuna müdahele ediyor. Zemini belli olmayan siyaset ekseni Suriye. Tıpkı çizilmiş sınırlarına rağmen sınırların nereye kadar gittiğinin belli olmaması gibi… 

Bakıyorsunuz Irak ile Batılı devletlerin çizdiği sınırlarla ayrılmış; ancak aşiretlerin halen Irak ile bağlantısı bitmemiş. Sınırlar çizilmiş ama insanları geçememiş! Aynı durum Türkiye için de söz konusu. Geniş aileler sınırın iki tarafında halen organik yapısını devam ettiriyor.  Lübnan ile de durum farklı değil. Mülteciler hariç 800. 000 Suriyeli işçi Lübnan’da çalışıyor.

Böyle olunca komşu devletler içinde bir hayalet gibi Suriye! Bu yüzden ateş topu…

Wednesday, October 10, 2012

PETROL BORU HATLARI- SURİYE-TÜRKİYE-ABD




            ABD, dün, Lübnan’a 150 kişilik bir üzel birlik gönderdi. Amerikan kamuoyu askeri birliğin  mültecilere yardım için gönderildiğine basından aldığı enformasyon sonucu ikna olmuş durumda. Bununla birlikte, ABD yaptığı resmi açıklamada Suriye’deki krizin Ürdün’e yayılması ihtimaline karşılık olarak öntedbir olarak bu birliğin gönderildiğini beyan etti.

Bu hamle ile ABD’nin nihai hedefi Suudi Arabistan- Lübnan Boru Hattı’nı yeniden aktif etmek. Amerikan petrol firmaları ile Suudi Aramco’nu işbirliği dahilinde faaliyet gösteren Suudi Arabistan-Lübnan Boru Hattı, faaliyetlerine 1950 yılında başlamıştır. Hedefi Suudi petrolünü Basra körfezinden Akdeniz limanlarına indirmek ve oradan Amerika Birleşik Devletleri’nin doğu sahilleri ile Avrupa’ya göndermekti. Bugün dünyanın en fazla üretim yapan Suudi Arabistan’nın devlet firması Aramco’nun petrolünün % 30’u bu boru hattı ile Akdeniz’e gönderilip Lübnan’da büyük oranda elektriğe dönüştürülüyordu.
Boru hattının güzergahı oldukça ilginçtir ve Ortadoğu’daki dengelerin nasıl işlediği hakkında bize ipucu verir.   Suudi Arabistan’da başlayıp Lübnan’da son bulan boru hattı Ürdün’ün kuzeyini baştan başa geçerek en kritik noktaya gelir. Ürdün-Suriye sınırında, tam sınırın üzerinden, devam eder ve Golan teplerinden ilerleyerek Lübnan’a girer.
Beşer El-Esad’ın, yönetimi muhaliflere vermeyerek hem muhaliflere hem komşu ülkelere saldırması ve buna karşılık Türkiye’nin de şahin bir dış politika izlemesi bölgedeki gerginliği daha da artırıyor.
Amerikan İç Güvenlik Bakanı Janet Napolitano bugün Türkiye’yi ziyaret ediyor. Ziyaretin hedefi İran’a uygulanan ambargonun delinmemesi, mülteci sorunu ve tabii ki Barzani’nin kuzey Irak petrollerini Türkiye üzerinden pazarlaması ve Türkiye’deki boru hatlarını kullanıyor olması. Türkiye boru hatlarının kullanılması dolayısı ile 12 milyon dolar alıyor. Anlaşılan o ki Amerika hem petrolün güvenli bir şekilde pazarlara girmesini istiyor hem de Kuzey Irak Kürt Bölgesinde faaliyet gösteren firmalarının zarar etmesini  istemiyor.  Olası bir savaşta Esad’ın kaybedeceği muhakkak. Türkiye nasıl kazanır? Unutmamak lazım Savaşı askerler değil siviller kazanır”.

http://almashriq.hiof.no/lebanon/300/380/388/tapline/map-large.html