Translate

Wednesday, February 26, 2014

Demokrasi Kültürü Nasıl Oluşur?

Yaşadığımız son olaylar Türk insanının demokrasi sınavdır. Demokratik ülkelerde de gruplar arası çatışmalar, yolsuzluk iddiaları ve yolsuzluklar vs. gerçekleşir. Demokrasi bu durumlarla baş etmek için bir araçtır. Bu durumları ortadan kaldıracak sihirli bir değnek değildir.

Demokrasi kurumlarla yaşar. Yasama, yürütme ve yargı bağımsızlığı; kişi hak ve özgürlükleri, sivil toplum örgütleri demokrasinin üzerinde yükseldiği kurumlardır. Bunlardan bir tanesi zarar görse demokrasi örselenir. Bir tanesinin yokluğu demokrasiyi ortadan kaldılır. Yani kurumlara tutunmak demokrasinin olmazsa olmazdır.

Türk siyasetinde onlarca yıldır görüğümüz iktidarların güç ile bütünleşmesi ve otoriterleşmesi eğilimi ve geleneği demokratik kültürümüzün yokluğundan değil zayıflığından kaynaklanıyor.

Sağlam bir demokratik kültür nasıl kurulabilir?

1.   Bunun en temel yeri ailedir. Aile içinde her ferdin konuşma; sorunları görme ve sorgulama; mutlulukları paylaşma hakkı ve sorumluluğu vardır. Aile içinde yaşları ne olursa olsun her çocuğun ve eşlerin ifade özgürlükleri bulunmalıdır. Cinsiyet ve yaş ayrımcılığı yapmadan karşısındakine saygıyı yaşamanın ve yaşatmanın ilk durağı ailedir. Yaşı ve cinsiyeti ne olursa olsun çocukların soruları cevaplanmalıdır.

2.   Demokratikleşme açısından ikinci ve oldukça önemli ortam okuldur. Herşeyden önce ‘öğretmenler çocukların sahipleri’ değildirler. Öğretmenler para karşılığı öğrencilere hizmet veren memurlardır. O hizmetin bedelini öğrencilerin yakınlarının ödedikleri vergilerden gelmektedir. Kendi ödedikleri vergilerle de kendileri hizmet almaktadırlar. Öğretmenlik mesleği kutsaldır; öğretmenler kutsal değildirler. Bu yüzden öğretmenler derslerde öğrencilerine diktatör gibi davranmmamalı onların istek ve beklentilerine cevap vermeldirler. Öğrencilerin sıkılmadan öğrenmesi için derslerini ilginç hale getirmeli, her öğrencinin dersten memnun ayrılmasını sağlamalıdırlar. Öğrencilerini küçük düşürecek ve incitecek davranışlardan uzak durmalıdırlar. Onların HER sorusunu cevaplamaya çalışmalıdırlar. Bilmedikleri konuyu araştırıp geleceklerini söyleyecek kadar önce kendilerine dürüst olmalılar.


3.   Üçüncü olarak çocukların sosyal faaliyetlerde bulunmasına, klüplere katılmasına veya klüpler kurmasına imkan verilmelidir. Böylece çocuklar veya gençler demokratik ortamda mücadelenin barışçıl yollarını da öğrenmiş olurlar.

Monday, February 24, 2014

Hürrem Sultan Nerede?

19. yüzyılın sonunda sirkler Amerikan eğlence sektörünün belkemiğini oluşturmuştur. Hatta bugünkü dev eğlence sektörünün de temellerinin o devirde atıldığı söylenebilir.  Pek çok sirk bu yüzyılda kurulur ve büyür.

Ringling Kardeşler, 1870 yılında kendi sirklerini kurarlar ve kısa sürede büyüterek dünyanın en büyük gösterisi haline getirirler. İlk gösterilerini 1884 yılında benim yaşadığım Wisconsin eyaletinin Baraboo şehrinde gerçekleştirirler ve bu şehir daha sonra onların merkezi olur. Halen o yıllarda kullandıkları arabalar ve kostümlerin sergilendiği bir müze ve küçük bir sirk Baraboo’da hizmet veriyor. [1]


Aynı dönemde yaygınlaşan tren yolları sirklerin gösterilerini ABD’nin her köşesine taşıma imkanı sunar.  Kardeşlerden  Charles sirki, kışın faaliyet göstermesi için Kanada sınırına yakın olan Wisconsin eyaletinden sıcak olan Florida’ya taşıyor. 1927 yılından itibaren yazları Baraboo- Wisconsin ve kışın da Sarasota-Florida’da faaliyetlerine devam ederler. Ringling Kardeşler Florida’nın Sarasota kentinde geniş bir arazi alır ve buraya 30 odalı bir malikane inşa ettirirler.  Burada dünyanın her tarafından topladıkları orijinal tabloları toplarlar.

1929 krizinden etkilenen Ringling Kardeşler iflas ederler ve tüm malları Florida eyaletine kalır. Malikane ve etrafındaki arazi bugün müze olarak hizmet veriyor. Kütüphane, tiyatro, sirk müzesi ve sanat müzesinden oluşan büyük bir compleks ziyaretçilere ücret karşılığı açık. [2]

Bir şeklide Rönesans döneminin ünlü İtalyan ressamı Titian’ın 1550 yılında yaptığı Hürrem Sultan’ın portresi John Ringling, tarafından 1936 yılında satın alınıyor.

Kızıl saçlarından dolayı Kırmızı Sultan olarak adlandırılan tabloda Hürrem  safir, pırlanta ve yakut taşlarla süslü bir başlıkla görülüyor ve elinde bir sansar tutuyor. Sansarın boynundaki mücevherlerle süslenmiş olan tasma  Hürrem’in elindeki yine değerli taşlarla süslenmiş olan bileziğe  takılmış.









[1] http://circusworld.wisconsinhistory.org/
[2] http://www.ringling.org/museum-art









[1] http://circusworld.wisconsinhistory.org/
[2] http://www.ringling.org/museum-art

Monday, February 10, 2014

Türkiye Rüyası



Bizim

·      Türkiye’nin geldiği noktadan geri değil daha ileri gitmesini kendisine vizyon olarak belirlemiş bir yönetime,
·      Hayır, olmaz; kaynaklar yetmiyor; bu yapılmaz diye engeller üreten muhalefetler yerine çözümler üreten, yeni yollar arayan muhalefete,
·      Ayrımcı değil kucaklayıcı bir dil kullanan iktidara,
·      Sağlam dış ticaret ilişkileri kuran ve dış ticaret ağını genişleten dış politikaya
·      Temel hak ve özgürlüklerinin doyasıya yaşandığı bir demokrasiye
·      Tarihinin sadece eski veya yakın herhangi bir dönemi ile değil tamamı ile bütünleşen bir nesle
·      Kavga ile küçülmek yerine dostluk ve barışla büyümeye
·      Herkesin rüyasını gerçekleştirmek için fırsat bulabileceği  bir ülkeye

                                                                                                                                      ihtiyacımız var.


Friday, January 17, 2014

Muhafazakar Kırılma : Muhafazakarların Kimlik Krizi




Muhafazakarlık  ya da halk arasındaki yaygın kullanımı ile dindarlık Türk siyasi tarihinde her zaman popüler olmustur. Sağ ve merkez-sağ partileri dindarlık üzerinden siyasi söylem üretmişler ve iktidara gelmişlerdir. Bu yalnız Türk siyasi hayatında değil diğer milletlerde de bu şekilde cereyan eder. Siyaset, liberaller veya sekülerler ile muhafazakarlar arasında bir sarkaç şeklinde yer değiştirir durur.

Türkiye’de muhafazakarlık her ne kadar geniş bir tabana yayılsa da sağlam bir zemine oturmamıştır. Bugünkü savrulmanın yani Gülen cemaati ve AKP kavgasının bir sebebini burada yani zeminin sağlam olmamasında görebiliriz.


Türkiye’de muhafazakar düşüncenin temelleri Tanzimat dönemine kadar inebilmektedir. Ancak modern–popüler muhafazakarlığı Demokrat Parti ile başlatmak mümkündür. Bu durumda bugün siyasi hayatımızda karşımıza çıkan şekli ile muhafazakarlık 1950’li yıllarda çok partili Türk siyasi hayatında görünür olmuştur.  Bu tarih Amerikan modern muhafazakarlığının doğuşu ile aynı zamana tekabül eder (Russel Kirk: Muahfazakar Düşünce , 1953). Her ne kadar Türkiye’de muhafazarlığın manifestosunu başbakanın baş danışmanı sıfatı ile  Yalçın Akdoğan (Ak Parti ve Muhafazakar Demokrasi, 2004) yazmış olsa da parti politikaları entellektüeller tarafından değil bizzat icracı politikacılar tarafından deneme yanılma yolu ile uygulanmaktadır.

Modern muhafazakarlık, toplumun dindarlığını vurgular.  Hızlı değişim yerine yavaş ve sistemli değişimin taraftarıdır. Bireyin mülkiyeti muhafazakarlığın temelidir. Yeni popülist fikirler yerine geleneksel değerler ve kurumlar üstün tutulur.  Bütün bunlara bakarak AKP’nin bugün düştüğü kimlik krizinin  analizini yapabiliriz.

 AKP, dindar söylemleri üzerinde yükselen ve ilerleyen bir partidir. 2002’den bu yana başdöndürücü bir hızla toplumu dönüştürmüştür.  Dindar kadınların sosyal hayata katılımları, iç ve dış mekanların değişimi, ulaşım araçlarındaki değişim ve toplumsal hareketliliğin artması vs. AKP iktidarı ile kısa sürede halkın yaşadığı değişimlerden bazıları.  

Muhafazakarlığın bir başka bileşeni ortak düşman olgusudur. ABD muhafazkarları için bu düşmanlar bir dönem Sovyetler Birliği, daha sonra da İslami terör (!) olmuştur. 11 Eylül sonrasında, Müslüman örgütleri ortak düşman ilan eden ABD muhafazakarları  tüm enerjilerini düşman-komünizmden, düşman-İslam’a çevirmişlerdir.

Aynı paralelde bakacak olursak, Türkiye’de muhafazkar düşünce uzun yıllar düşman komünizm ve ateizm üzerinden taban tutmuş ve tabanlarını genişletmislerdir. Sovyetlerin dağılması, CHP’nin başörtüsü konusunda değiştirdiği tavır ile dindarlara yakınlaşmaya başlaması  ve PKK sorununun çözüm aşamasına gelmesi sonucu  AKP’nin ve yine kendisi gibi muhafazakar taban üzerinde faaliyet gösteren cemaat ile karşı karşıya kalması ortak düşmanların erimesi sonucu ortaya çıkan kimlik krizidir.

Hızlı değişim ve kentsel kentsel dönüşüm politikaları ile yapılan kamulaştırmalar; ortaya çıkan kent rantı ve uluslararası rant AKP’yi bugün geldiği noktaya sürüklemiştir.

Özel hayatın kontrolü ile Suriye’de dış siyasetin kontrolünde sıkışan AKP iktidarı, Uludere’de açıklayamadığı ölümlerin müsebbibini cemaat bağlantılı bürokratlar olarak gördü ve intikam duygusu ile cemaate yüklendi. Bu konuda cemaatin veya onunla bağlantılı kişilerin rolü olsa bile devlet erkini ellerinde tutanların  ne bir sivil toplum kuruluşunu, ne bir cemaati ne de bir bireyi köşeye sıkıştırmaya, onları kovalamaya, başbakanın tabiri ile “inlerine girme”ye hakkı yoktur. (Bu konuda  1894 yılında Fransa’da yaşanan Dreyfus  olayı unutulmamalıdır.) Uludere olayında yanlış istihbarat verenleri cezalandırıp her vatandaşına eşit davranmak devletin görevi ve sorumluluğudur.

NOT: Bugün Gülen cemaatine yönelen devlet düşmanlığının ileride başka sivil toplumlarına yönelmemesi, Türk hukukunun bu konuda zarar görmemesi ve demokratik devlet normlarınından uzaklaşılmaması adına bu uzlaşmazlığın çözümü için sorumluların deşifre edilmesi ve suhuletin sağlanması gerekmektedir.