Translate

Friday, November 27, 2015

Russia and Turkey's Controversy Over Syrian Border of Turkey



It is known that Russia follows a policy to keep its ties with warm-water since the 18th century. Apparently, Russia does not seek to get their naval crew warm up at the warm harbors but to control the trade routes since then.

Putin and Erdoğan worked on a project that allows Russia to transfer its natural gas to the Europa through Turkey and reaches the Europe. Putin invited Erdoğan  and Mahmoud Abbas to Moscow at a opening ceremony of a mosque in September 23 Thus, Putin gave two messages to its domestic Muslim communities and international community that he is friendly to moderate Islamic world.  However Russia send war planes to Syria in order to fight against ISIS upon Syrian leader Basher Asad’s request one week after opening the mosque in Moscow with Erdoğan. While Turkey insists on stepping out of Syrian leader Bashar Asad, Russia was agree on a transition with Asad during the G20 summit in Antalya in Turkey in November 15-16. Escalation between Turkey and Russia climaxed after Turkey had drowned a Russian warplane over in Turkey’s air space in November,24. 

Importance of Aleppo:

Russia seeks solidify its regional presence and control the energy traffics in the Middle East. According to Turkish and NATO sources Russia violated the air space at least five more times before November 24. Turkey shut down Russian war plane after opposite rebel groups which was formed by ultra nationalist Turkmans had gotten close to the city, Aleppo, where is a strategic point to transfer oil and gas to either the harbor city Latakia where is north of Russian’s a naval facility in Tartus or the harbor city İskenderun in Turkey.

Potential Oil and Gas Fields in the Eastern Mediterranean:

Russia wants to be an actor drilling gas and oil in the Eastern Mediterranean and of course, controlling energy market. So far, an American based oil company, Noble Energy, has been operating in the Leviathan field in the offshore of Israel since 2010. Actually that field has been in the offshore of Lebanon and Gaza strip, too but they are not part of drilling though Lebanon seeks its own discoveries. Erdoğan also wants to be a actor on the potential oil and gas discoveries the eastern Mediterranean as well as wants to make Turkey a hub of energy transfer. Erdoğan supported a Turkish businessman to form an oil company named Genel Energy in 2011. He also appointed his son in law as Energy minister  in the 63th government formed by Davutoğlu after controversial elections in November 1, 2015. Russia met with Netanyahu and ,possibly,  got reach an agreement on the oil and gas discoveries in the Eastern Mediterranean  one week before Erdoğan and Abbas arrived in Moscow, in September 21.

 Canal Istanbul

Russia is not favoring Erdoğan’s Canal İstanbul project which is an alternate waterway from the Black Sea to Sea of Marmara. Russia depends upon Montreux Convention, which was signed in 1936 and regulates the transit of naval warships. That treaty gives Russia to control over the Black Sea since it does not allow any kind of vessels belonging non Black Sea countries to pass trough the straits even during the peacetime. However, Erdoğan’s new Canal Istanbul project gives Turkey full control over the Black Sea.

Putin has various of short and long term goals by being in the Middle East in terms of keeping its territorial control and control of energy market. Turkey is the only country could stop Russia to reach its ambitious goals. The US should support Turkey and Turkish back groups to have control over Aleppo and do not allow especially Marxist/pro-Kurdish groups to have armed preeminence, which have been having support from Russia since 1980’s.  Asad should remain south of Aleppo. Asad, Russia, the USA and Turkey should fight against ISIS together and have them stop their propagation and reach and agreement with them.

Thomas Piketty in his blog argues that unfair partition of sources in the Middle East generates radicalism and terror[1]. Any agreement with ISIS that stops them will save innocent civilians that must be the new mission of developed countries.  



Tuesday, November 3, 2015

BİREY GÜVENLİĞİ, OY GÜVENLİĞİ VE MARK CRISPIN MILLER

1 Kasım 2015 itibarıyla yenilenen milletvekili genel seçimlerinden resmi olmayan şu sonuçlar çıktı: AKP %49.4, CHP %25.3, MHP %11.9 ve HDP %10.7. Pek çok yorum Temmuz ayında Suruç'ta ve Ekim ayında Ankara'da patlayan bombalar, PKK'nın saldırıları sonucu gelen şehit cenazeleri karşısında bireylerin kendilerini güvenlik boşluğunda bulması neticesinde istikrar adına AKP'ye yöneldiği analizinde bulundu. Bu analizlere katılmakla birlikte artık olayların tek bir sebep ve sonuçla açıklandığı determinizmden bir an önce uzaklaşmak gerektiğini düşünüyorum.

Seçim anketi yapan şirketlerin hepsinin birden seçim tahminlerinde bu kadar açık ara yanılması bir ABD’de sorulan bir takım soruların sorulmasını gerektiriyor.

Anket şirketlerinin AKP için buldukları maksimum sonuçlar şöyle: KONDA 41.7, Andy-AR 43.7, Meropoll 42.5, Gezici 43, Perspektif 42.3, ORC 44, SONAR 40, Konsesüs 43, MAK 43.5, KamuAR 39.2, Argetus 43.1, Varyans 43.9, Ada 44.7, Polmark 43.9, Denge 43.4, Betimar 44.3, A&G 47. [1]

Prof. Mark Crispin Miller, Kaybedenlere Gelsin (Loser Take All) adlı  kitabında ABD’deki elektronik oylama sistemleri ile ilintili teknolojilerinin iki konuda zayıf ve korumasız olduğunu yazıyor. Bu zayıflığa programlama hatalarının sebep olabileceği gibi oyların toplanması aşamasında çalışan kişiler tarafından hile yapılabileceğine ya da oylamaların belirlendiği ana sisteme ulaşabilecek olanlar veya yazılımcılar tarafından daha büyük bir hile yapılabileceğine işaret ediyor. Miller,  tüm bilgisayar yazılımlarının kırılabileceğine de dikkat çekiyor. [2] Aynı yazar  Yine Kandırıldık (Fooled Again) adlı kitabında da 2004 ABD seçimlerini irdeliyor, seçimleri kazanmak için Cumhuriyetçilerin görünür ve görünmez her türlü stratejiyi kullandıklarına ve Amerika’da demokrasinin içinde bulunduğu tehlikeye dikkat çekiyor.[3]

Bizim de aynı soruları sorup cevapları aramamız gerekiyor. Oylarımızı kim için olursa olsun kaybettiğimizde artık  varlığımız tehlike altına girecek.




[2] Crispin Miller, Mark. Loser Take All, Ig Publishing, 2008, p. 167 (ISBN 9780978843144)
[3] Crispin Miller, Mark. Fooled Again, Basic Books, 2005.

Thursday, October 15, 2015

Üçüncü Yol

Türk siyasi krizinin 1970’lerde yaşadığı ve insanların sağ-sol olarak kamplaştığı dönem ile 2013’ten itibaren yeniden kamplaştığı dönemin benzerlikleri açısından ilginç. Elbetteki 1989 öncesinin soğuk savaşı ve Sovyetlerin ülkelere sızmak isteyen stratejisi 1980 öncesi olaylarında son derece etkiliydi. Ancak şunu unutmamak gerekiyor ki Rusya halen bu coğrafyada nüfuz sahibidir. İdeolojisi komünizm değil pazar ekonomisi de olsa Rusya kendi çıkarları adına tutunacağı her yeni yolda ilerlemeye çalışacaktır.


Silahlı taramalar, faili meçhul cinayetler, sokak yürüyüşleri, iş bırakmalara vs. tanık olan 1980 öncesi gençliğinin hatırı sayılır bir kısmı sağ-sol arasından kendisine bir çıkış yolu aradı ve 1990’lı yıllarda Refah Partisi etrafında kenetlendi. Refah Partisininin kapatılmasının ardından AKP’nin ağırlıklı bir şekilde merkeze yönelmesi ve pragmatik söylemi bu gençler dahil olmak üzere Türkiye’deki orta sınıfın bir umudu oldu. Geniş kitlelerin bu yönelimini dindarlaşma arzusu veya şeriat getirme isteği değil özgürleşme, ilerleme, gelişme arzusu olarak açıklamak gerekir.

2013’ten sonra geldiğimiz nokta AKP’nin merkeze kilitlenmesi, hukuk sistemi ile oynayarak devletleşmesi, basın üzerinde ağır baskı koyması ve halkın beklentilerinden uzaklaşması yani iktidar yıpranmasının bir görüntüsü oldu.

AKP’de bütün bunlar olurken ve AKP kendi özüne yönelirken, Türkiye’de 2011’den bu yana seçimlerin yeni aktörleri ortaya çıktı. 1970-1980 kuşağı gençliğinin yerini 1990-2000 gençliği aldı. Başörtüsü meselesini özgürlük olarak algılayan bir önceki kuşağa göre bu yeni gençliğin başörtüsü problemi yok. Özgürlük arayışı bu noktada daha farklı. Özgürlük mücadelesi başörtüsünü taşıyacak olan kadın bedenleri üzerinde değil artık polisin sıktığı gaz, su ve patlayan bombalarla birlikte bedenin varlığı ve bütünlüğü üzerine kurulmaya başlandı.  Radikal İslamcı IŞİD, el-Kaide gibi dönemin aktif terör örgütleri geniş kitlelerin tepkilerini topluyor; tıpkı 1980 öncesinin siyasi terör örgütlerinin çoğunluğu kucaklamaması gibi. Sonuçta boş kalan merkez yeni aktörünü arıyor.

Özgürlüklerden yana eski İslamcı-yeni muhafazar kesimi destekleyen 1970-1980 gençleri için önce Refah Partisi arkasından onun selefi AKP üçüncü yol olmuştu. Şimdi devletleşen AKP karşısında üçüncü yol olarak HDP siyasi sahneye çıkmak istiyor. Ne var ki nasıl AKP’nin özü İslamcı geleneğe dayanıyorsa HDP’nin özü de etnik siyasete dayanıyor. Bunu IŞİD’e karşı net tavır alamayan AKP’de ve 7 Haziran seçimleri sonrası PKK’den bağımsızlığını ilan edemeyen HDP’de gördük. PKK’yı reddetmenin tabanda kopmaya yol açacağı korkusu sebebiyle HDP toplumun genelini kucaklayacak mesajlar verip merkeze gelemiyor. PKK adeta HDP’in ayağının palangası.



İslami refleksinden dolayı yerleştiği yeni merkezden çevreye açılamayan veya Kürtçü reflekslerinden dolayı çevreden merkeze ilerlemekte zorlanan bu iki parti Türkiye’nin otoban olması gereken üçüncü yolunu dar sokağa çeviriyorlar. Türkiye'de toplumsal barışın sağlanması için devletin silahsız halka şiddet kullanmaması ve her türlü terör ile mücadelede tüm siyasi aktörlerin kesinlikle karar kılması; siyasetin özcü bağlar ve bağlılıklardan kendisini kurtarıp, her birey için adalet ve özgürlük ekseninde ilerlemesi gerekiyor. 

NOT: CHP'nin özcü bağı Kemalizm ve laisizm. Bu bağ toplumda dindar hassasiyeti olan kesimleri kucaklayamıyor. Her ne kadar CHP yönetimi uzlaşmacı bir yol izliyor olsa da, seçmenlerin bir takım endişeleri henüz geçmiş değil. CHP'nin tek başına iktidar olması durumunda başörtüsü konusunun yeniden sorun olacağı ve intikam hırsı ile davranacakları endişesi muhafazakar seçmen davranışını halen etkiliyor.  MHP bu durumdan münezzeh değil ancak MHP'nin özcü bağları ve kilit parti rolüne soyunması başlıbaşına bir yazı konusu.

Thursday, October 8, 2015

Sürüklenen İnsan Bedenleri ve Irkçılık Üzerine



Irkçılığın en bariz yaşandığı yerlerden biri ABD. Bu ülkede siyahlara karşı toplumun köklerinde yer alan siyah-beyaz ayrışması halen kendini gösteriyor.  ABD’de “nefret suçu” ancak 1968’de yasayla ile somutlaşmış; ancak göreceli olarak yeni sayılabilecek bu yasa, henüz toplumun tüm hücrelerinde  tam anlamı ile kabul görmüyor. Örneğin, yasaya rağmen 1998’de Teksas’ta  James Byrd, Jr. ın cesedi  üç beyaz tarafından sürüklenmiş. Yine Teksas’ta Brandon McClelland adlı bir zenci 2008 yılında  beyazlar tarafından öldürüldükten sonra cesedi bir aracın arkasında sürüklenmiş. 2011 yılında ise Anthony Hill adlı bir siyah, Güney Carolina eyaletinde bir başka beyaz sivil tarafından başından vurulup  cesedi  bir kamyonetin arkasında yaklaşık 10 mil sürüklendi.


2013’te Florida’da da öldürülen genç zenci Trayvon Martin’in ardından ülke çapında “Siyahların hayatları önemli.” adı altında kampanyalar düzenlenmeye başladı. Irkçılığa karşı başlatılan bu kampayanın toplumu daha da kutuplaştırması ile sonuçlanması muhtemel. Toplumsal kutuplaşma primordial  bağlar üzerinden gerçekleştiğinde bunu durdurmak hemen hemen imkansız, çünkü doğuştan sizde var olan deri rengi, kan, akrabalık gibi bağlar değiştirilemiyor. Toplumsal kimliklerin tanımlanmasında adı geçen bağlar; özcülük, yapısalcılık gibi bireylerin kendilerini sembollerle  birbirine bağlayabileceği veya bir gelecek oluşturma adına birbirlerine tutunabileceği diğer düzlemleri de kendiliğinden yok ediyor. 

Immanuel Kant, için en önemli mesele   “insan hayatı”dır. Kant bir ayrıma gitmeden bütün insanların yaşama hakkını savunur. Yaşama hakkı devlet içinde ve karşısında insanın kendiliğinden var olan en doğal hakkıdır. Bunun için modern devletin en temel görevi de yaşam hakkını korumaktır. Bu durumda devlet şiddet üreten bir aygıt değil şiddeti azaltan bir aygıt olarak konumlanmalıdır.

Tarihçi Prof. Kemal Karpat, Osmanlıdan Günümüze Edebiyat ve Toplum adlı eserinin girişinde “Doğum yerim olan Dobruca’da, mensubu olduğum Türk grubu beşyüz sene orada çoğunluk olarak yaşadıktan sonra 1878’de Romen idaresi atına girerek azınlık durumuna düşmüşlerdir. Okulsuz, camileri yıkılmış, liderden yoksun bu Türk toplumu, ancak aile düzeni, adetleri, dilleri ve dinlerinin biçimlendirdiği bir kimlikle farklı kültürel kimlikleirni koruyabiliyorlardı. (s.9) ”  Karpat Romen okuluna  devam ettiği yedi yılda Romence kitaplar okuyup, Romence yazmıştır. Buna rağmen Türk okulunda okumak ve Türkçe eğitim almak hayali onu bir gün İstanbul’a taşıyacaktır.

İğneyi ABD’ye ve Romanya’ya çuvaldızı kendimize batırıp bizdeki Kürtlerin durumunu düşünelim.  Hacı Lokman Birlik’in cesedinin sürüklenmesinin ve bunu bir resmi görevlinin yapmış olmasının bir anlamı vardır: Faşizm. Linçin ötesinde gerçekleşen ceset sürüklemeler ırkçılık ve faşizim adı altında da olsa insanlığın gelebildiği en çirkin noktadır.

Güneydoğu’da alan kontrolü elde etmek isteyen PKK’yı sınırların dışına atmak için şiddet kullanmak yani askeri güç kullanmak devletin görevidir. Ancak ele geçirdiği Kürt vatandaşlara işkence etmemek de yine devletin görevidir. Bu tür eylemler toplumu daha da kutuplaştırmaktan öte bir amaca hizmet etmez.  

Türk, Kürt, Arap, Çerkes, Çeçen, Arnavut; Boşnak, Rum, Ermeni, Alevi, Süryani vs. topluluklarının erime potası olan, yüzlerce yıl birlikte yaşayan bu kültürlerden ikisinin yeniden barış içinde birlikte yaşaması için dört nala ilerlediğimiz faşizm kuyusuna  düşmeden dizginleri çekmek gerekir. Bunun yolu Güneydoğu’da verilen mücadelenin temel hak ve özgürlüklere zarar vermeden yürütülmesidir. Konu ile ilgili olarak güvenlik güçlerine daimi telkinde bulunmak gerekir. Terör ile mücadele ve temel hak ve özgürlüklerin sınırları bölgedeki görevlilere sürekli hatırlatılmalı; örnek olaylar üzerinden devamlı eğitim yapılmalıdır.

Yazıyı şu grubun veya bu grubun değil 'Her insanın hayatı önemlidir.'  diyerek Kant'a atıfla bitiriyorum.



Tuesday, September 15, 2015

İkarus, Güneş ve 1 Kasım



İkarus Yunan tanrılarından biri. Babası kendisine tüylerden ve balmumundan kanat yapar ve oğluna “Ne çok alçaktan ne çok yüksekten  uç. Kendi yolunu takip et” diye tembihte bulunur. Göklerde süzülen İkarus babasının sözünü ve taşıdığı kanatların kaynağını unutup güneşe yaklaşır. Güneşin enerjisi ile eriyen balmumu, tüylerin dökülmesine sebep olur ve İkarus denize çakılır.

Siyasetçinin kanatları seçmenlerin oylarıdır. Siyasetçi ile bağları yukarıdaki hikayedeki balmumunun gücü kadardır. Siyasetçi, ancak çok güçlü kaynakların etkisine girdiğinde bu destek kaybolur.

Gezi olayları sırasında kullandığı dil ile ülkedeki seçmen kitlesinin büyük bir kısmını rencide eden devrin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan o günden itibaren tavrında değişiklik göstermeyerek kendisini ve AKP’yi destekleyen sola yakın liberal seçmenlerden uzaklaştı. Medya üzerine koyduğu ağır baskı; yargı sisteminde yaptığı değişiklikler ile ülkedeki bir takım entellektüellerin de doğal tepkisini aldı. Bütün bunlara ekonomideki kötü gidişat eklendiğinde parlamentodaki çoğunluğu kaybetti.

İnsanların içindeki hubris (kendini aşırı beğenme) kaybetmeyi kabulenmeyeceği gibi her kaybedişte daha da öfkelenir. Kendisini hatalı görmez hatayı dışarıda arar. Anlaşılan o ki Erdoğan,  Ahmet Davutoğlu'nun 7 Haziran için yürüttüğü seçim kampanyasını beğenmedi ve bu seçim kampanyasını terör sorunu yani varoluşsal bir sorun olarak masaya koydu.

1 Kasım seçimlerini, Anadolu seçmeni terörü Kürtler karşısında varoluş sorunu olarak değerlendirir ise Erdoğan bu kampanyadan haklı çıkar. Ancak; yıllardır halk arasında yayılan ve ‘Ne istiyorlarsa verelim, bu beladan kurtulalım, daha fazla şehit vermeye gerek yok; bir kez ekonomik refahı tattık bunu yine yakalayalım’ diye düşünür de Demirtaş da bütünlükçü bir dil kullanırsa AKP istediği çoğunluğu alamaz.


Kanatlarını Gezi Parkı gösterileri sırasında güneşe doğru açan ve 7 Haziran seçimlerinde açılış kampanyaları ile AKP’yi destekleyen Erdoğan  1 Kasım seçimlerini de Teröre Karşı Tek Ses mitingi ile açacak. Yenilenecek olan seçimlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Akdeniz’in yeni İkarus’u olup olmayacağını göreceğiz.